islam

• 21/3/2006 - hamasın secim zaferi

Kategori: islam

İnzar dergisinin bizimle yaptığı röportaj:

HAMAS'ın Seçim Zaferi

Öncelikli olarak Hamas'ın başarılı olmasının altında yatan ana etken sizce nedir?

HAMAS'ın seçimlerde üstün başarı elde etmesinin bizim gördüğümüz kadarıyla iki önemli sebebi bulunmaktadır. Birincisi İslâmî kimlik ve çizgiye sahip olması, ikincisi de işgal ve haksızlıklar karşısında kararlı mücadeleyi, direnişi tercih etmesidir.

Filistin'deki bağımsızlık mücadelesinin ve işgale karşı direnişin özünde İslâmî bilinç ve duyarlılık vardır. 1935'te İzzettin Kassam'ın liderliğinde İngiliz işgalcilere karşı gerçekleştirilen silahlı mücadele böyle bir bilinç ve duyarlılıktan gücünü alıyordu. 1936'da Kudüs müftüsü Emin el-Huseyni'nin öncülüğünde gerçekleştirilen boykot ve direniş hareketinde de bunu görüyoruz. 1948'de işgal devletinin kurulmasıyla birlikte Abdülkadir el-Hüseyni'nin yönlendirdiği silahlı mücadelede de bu vardır. Aynı tarihte Müslüman Kardeşler cemaatinin lideri İmam Hasan el-Bennâ'nın Filistinli mücahitlere destek için elemanlarını göndermesi de aynı bilince ve iman kardeşliği duyarlılığına dayanıyordu. İmam el-Bennâ'nın gönderdiği mücahitler aynı zamanda Filistin'de ümmet bütünlüğü ve İslâm'ın yeniden hayata hâkim kılınması amacına yönelik örgütlü mücadelenin tohumlarını atmışlardı. Bütün bu gelişmeler Filistin'deki bağımsızlık ve hak mücadelesinin kaynağında İslâmî bilinç ve duyarlılığın yer aldığını gösterir. Ancak bir dönem dünya genelinde çağdaş kapitalizme ve sömürgeciliğe karşı tavır koyma konusunda sol görüşün etkisini göstermesinin Filistin'e de yansıdığını görüyoruz. Ama bu, Filistin'deki İslâmî bilinç ve duyarlılığı kurutan bir yansıma olmamıştır. Filistin'deki İslâmî hareketin 1987'de HAMAS adıyla yeni bir veche ve aktiviteyle öne çıkmasıyla birlikte hızlı bir öze dönüş hareketi başlamıştır. Filistin halkının İslâmî duyarlılığının güçlü olması ve yürütülen eğitim faaliyetleriyle bunun daha da güçlenmesi sebebiyle HAMAS kısa sayılabilecek bir süre içinde halk içinde geniş bir kitlesel tabanın desteğini elde etmiştir.

Bugün aslında HAMAS'ın davasına sahip çıkanlar ve bu hareketi sahiplenenler sadece ona oy verenlerden ibaret değildir. Çünkü özerk yönetim parlamentosu seçimlerinde dava ve ilkeler arasında değil fertler ve oluşumlar arasında bir tercih yapılmıştır. Eğer dava ve ilkeler arasında bir tercih söz konusu olsaydı HAMAS'ın dava ve ilkelerini onaylayanların çok daha fazla olduğu görülecekti. ABD ve İsrail saldırganlığı karşısında Filistin halkının büyük bir çoğunluğu HAMAS'ı bağrına basmakta, onu "benim" diye sahiplenmektedir. Dolayısıyla bu hareket artık Filistin halkıyla ve davasıyla bütünleşmiş bir harekettir.

İkinci önemli etkenin direniş olduğunu söyledik. Filistin halkı 1993'ten buyana işgalci siyonistlerle bir masa başı tecrübesi yaşadı. HAMAS bu metoda başından itibaren karşı çıktı ve siyonistler gasp ettikleri hakları ve toprakları sahiplerine iade etmedikleri sürece onlarla hiçbir şeyin pazarlığının yapılamayacağını vurguladı. Ayrıca işgalcilerin sadece kuvvet dilinden anladıklarını, çünkü kendilerinin sadece bu dili kullandıklarını, dolayısıyla onları bir noktada durmaya, haksızlıklarına son vermeye zorlayacak etkenin olması gerektiğini, masa başı pazarlığın bu etkiyi yapamayacağını dile getirdi. Gerek 1993'ten buyana görüşmeler sürecinde yaşanan tecrübe ve gerekse işgalcilerin Gazze'den pazarlıklar yoluyla değil de direniş ve kararlı mücadele yoluyla çıkarılması HAMAS'ın zikrettiğimiz söylemlerinde haklı olduğunu gözler önüne serdi. Bu yüzden Filistin halkı da masa başı pazarlıktan değil, direnişten, aktif mücadeleden yana tavır koydu.

Tabii bunların dışında da sebepler sıralamamız mümkündür. Örneğin özerk yönetim bünyesindeki bozulma, kurumlarındaki çözülme, rüşvet ve benzeri sorunların yaygınlaşması vs. de halkta mevcut yönetime karşı bir tepki ve muhalefetin ortaya çıkmasına yol açtı. Bunu zaten el-Fetih'in ileri gelenleri de itiraf ediyorlar.

Hocam Hamas'ın bu zaferinden şu sonucu çıkarabilir miyiz: Halkın refah seviyesini yükseltmek, yaşam koşullarını iyileştirmek tek başına yeterli değildir. Bununla beraber o ülke halklarının temel değerlerine sahip çıkıp, bu temel ve de kutsal değerler pahasına her türlü fedakârlığı yapmanın gerekliliğine işaret vardır. Bu iki yönlü gidişin diğer ülkelerdeki İslami hareketlere de örnek olabileceğini söylemek mümkün müdür? Sizin bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Öncelikle şunu ifade edelim ki Filistin'de özerk yönetimi ellerinde bulunduranlar halkın refah seviyesini yükseltme yönünde elle tutulur bir şey yapabilmiş değillerdir. Zaten yukarıda zikrettiğimiz sorunlar mevcut yönetimin bu alandaki başarısızlığını gözler önüne seriyordu. Dolayısıyla özel anlamda bu hususun göz önünde bulundurulması gerekir. Genel anlamda ise dediğiz husus doğrudur. İnsanın hayatına anlam kazandıran birtakım değerler ve ilkeler vardır. Öyle ki bu değerler ve ilkeler onun hayatından daha öncelikli ve önemlidir. Çok sayıda insanın bu değerler ve ilkeler için hayatlarını feda edebilmeleri veya feda etmeye aday olmaları böyle bir öncelik ve önemi ortaya koymaktadır. Dolayısıyla söz konusu değerleri ikinci plana iterek maddi refahı önceleyenler kitlelere istediklerini sunabildiklerini zannederken yanılgıya düşmektedirler.

Bu sadece Filistin'e mahsus bir durum değildir elbette. Bir yandan kadın haklarını savunduklarını, kadına önem verdiklerini ileri sürenler bu iddialarında kendilerini haklı çıkarmak için kadının dünyevi zevklerini tatmin etmenin önünü açmaya çalışmalarına rağmen, inançlarından dolayı başlarını örten kadınların boşanması önerisinde bulunurken insan gerçeğinden ne kadar uzakta durduklarını görmek zorundadırlar. İnsanı farklı kılan şey ona insan kimliğini kazandıran değerler ve kutsallardır. Dünyevi zevkleri tatmin etmenin yeterli olacağını zannedenler insanı farklı kılan özelliklerden habersiz ve onu hayvanlarla aynı seviyede görme yanılgısı içinde olanlardır.

Bu gerçeğin elbette tüm dünyada görülmesi ve özellikle yönetimde olanlar yahut yönetime talip olanlar tarafından çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Refah düzeyinin yükseltilmesi için harcanan performansın onda birini inanç özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için harcamayanlar aynı zamanda kendi siyasi geleceklerinin önüne de ciddi engeller koymaktadırlar. Söz konusu engelleri adeta birer mayın gibi algılayıp onlara yaklaşmaktan korkanların bilmeleri gerekir ki kendilerini bir yerlere getirenler o mayınları döşeyenler değil onların temizlenmesini isteyenlerdir. O mayınlardan asgari zararla kurtulmak için gereken tüm tedbirleri alarak temizleme işlemini bir an önce yapmaları zorunludur. Aksi takdirde o mayınlar kendilerine tersinden zarar verecektir.

Hamas'ın kazanmış olması şüphesiz Siyonizm ve onların savunucuları arasında panik ve onların deyimiyle dehşet verici bir durum olarak algılanmıştır. Bundan sonraki süreçte gerek İsrail ve gerekse onun hamisi Amerika'nın tavırları nasıl bir şekil alır?

İşgalci siyonist devletin ve onun hamisi durumundaki ABD'nin, hatta onlarla işbirliği içindeki AB'nin tavrı büyük ölçüde ortaya çıkmıştır. İşgalci devlet yine tehdit ve şiddet mekanizmasını çalıştırma niyetinde olduğunu ortaya koydu. Amerikan emperyalizmi de bu konuda işgalci saldırganlarla aynı paralelde hareket edeceğini vurguluyor. AB ülkeleri ise onlarla işbirliği içinde olmayı, ancak HAMAS'ın iktidara gelmesini ona bazı şeyleri kabul ettirmek için fırsat olarak değerlendirmeyi düşünüyor. Yapmak istediklerinin başında işgalci siyonist devleti meşru bir devlet olarak kabul ettirmek, HAMAS'ı bu konudaki tutumunu değiştirmeye zorlamak gelmektedir. İkinci önemli istekleri HAMAS'ı silah bırakmaya zorlamaktır.

ABD ve Batı'nın, HAMAS'ın zaferi karşısında sergiledikleri tutumları şimdiye kadar savundukları hususlarda ne derece samimiyetsiz olduklarını gözler önüne sermiştir. Onlar savunduklarını sadece kendi çıkar ve hesapları için savunmaktadırlar. Çıkarlarına ters düştüğünde kendi putlarına bile çok rahat bir şekilde tekme atabilmektedirler.

Yaptıkları aynı zamanda tam bir çifte standartçılıktır. Filistin topraklarını işgal altında tutan, savunmasız insanları, kundaktaki bebekleri katletmeye devam eden tarafı silah bırakmaya zorlamazken savunma, kendi yurtlarını işgalden kurtarmak için mücadele konumunda olanları silah bırakmaya zorlamaları aslında onların insan düşmanı olmalarından, insan haklarıyla ilgili tüm söylemlerinde samimiyetsiz ve münâfık olmalarından ileri gelmektedir.

Onların tüm baskıcı tutumlarına rağmen HAMAS ilke ve tavırlarında kararlı hareket etme niyetindedir. Öncelikle silahlı mücadele onun en meşru hakkıdır. Çünkü vatanı işgal altındadır. Silahlı tehditle karşı karşıyadır. Halkının yarısı yurtlarını terk etmiş ve dünyanın muhtelif ülkelerinde mülteci olarak yaşamak zorunda bırakılmıştır. İşgalci ve saldırgan konumdaki bir devleti meşru tanıma ve gasp edilmiş haklarının iadesi söz konusu olmadığı sürece muhatap alma niyetinde de değildir. Ayrıca HAMAS diğer direniş hareketleriyle de işbirliği yaparak milis güçlerini bir ulusal orduya dönüştürmek için çaba sarf etmektedir. Böyle bir şeyin gerçekleştirilmesi durumunda emperyalist devletlerin Filistinlilerden silah bırakmalarını veya askeri güçlerini dağıtmalarını istemeleri için önce kendi ordularını dağıtmaları gerekecektir.

Bu arada konunun bir de bölgesel boyutta ele alınması gerekir. Emperyalizm hâlâ tehdit mekanizmasını kullanıyor ama kendisi de bir çıkmazdadır. Amerikan emperyalizmi Irak'ta ağır bir darbe almıştır. Bu darbe onun ekonomisini de fena halde sarsacaktır ve bu ülkede yakın gelecekte Irak savaşının getirdiği ekonomik depremin etkileri görülmeye başlanacaktır. İran'a yapılan baskılar sonuç vermeyecek böylece emperyalizmin tehdit gücünün etkisini kaybetmeye başladığı daha açıktan görülecektir. İşgalci siyonist devletin başbakanı komaya girerken kendisi de zaten kısmî felç geçirmiştir ve organlarından bazıları işlemez hale gelmiştir. İşgalci devletin organlarının yeniden sağlığına kavuşturulması biraz imkânsız gibi görünmektedir. Sadece Filistin'de değil tüm İslâm âleminde İslâmî hareket yükseliş içindedir. Mısır'da totaliter rejimin kısmî demokratikleşme denemesi için boşalttığı alanın yüzde doksandan fazlasını İslâmî hareket doldurdu. İslâmî hareketin idarî mekanizmada belirleyici konuma geçmesi durumunda, aslında İslâm âleminin emperyalist güçlere ihtiyacından çok bu güçlerin İslâm âlemine muhtaç olduğu belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır. O zaman sömürgeci güçler Müslüman toplumların tepesinde bağıramayacak kendilerine bir şeyler verilmesi için ayaklarında dolaşma ihtiyacı duyacaklardır. O günlerin gelmesi için kişisel hesapları ve dünyevi menfaatleri uğrunda onurlarını pazara çıkaran kuklalardan kurtulmaya ihtiyaç var. O günlerin çok da uzak olmadığını düşünüyoruz. Önemli olan bizim kararlı ve sabırlı olabilmemizdir.

Allah'a emanet olunuz.

İrtibatlı Yazılar

 

  • Filistin Seçimleri
  • Filistin Seçimleri ve Hamas'ın Başarısı
  • Filistin'de HAMAS Zaferi
  • Emperyalizmin Demokrasi Sınavı
  • Filistin'de Yeni Dönem
  • Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    • 21/3/2006 - emperyalizmin demokrasi sınavı

    Emperyalizmin Demokrasi Sınavı

    31 Ocak 2006 Salı, www.antiemperyalizm.org

    Çağdaş emperyalizmin belli ülkeler üzerinde baskı gücünü artırma amaçlı müdahalede kuvvet kullanma yoluna giderken en çok başvurduğu iki gerekçe teröre karşı savaş ve demokrasinin hâkim kılınmasıdır. ABD, Afganistan ve Irak'a askeri müdahalede bulunmadan önce eski Dışişleri bakanı Colin Powell'in geliştirdiği bir "Ortadoğu'ya demokrasi ihracı" teorisini gündeme getirmişti. Bu teoride özellikle Ortadoğu ülkelerinin demokratik yönden geriliğinin üzerinde duruluyor ve bu gerilik ABD'nin söz konusu ülkelere karşı ekonomik ve siyasi baskıya başvurmasının gerekçesi olarak görülüyordu. Gerçekte ise ABD, Ortadoğu'yla ilgili yeni planlarını ve hesaplarını bölge ülkelerine kabul ettirmek, özellikle de İsrail işgalini meşrulaştırmada bu ülkeleri kendilerine dikte edilenleri aynen kabule zorlamak için "demokrasi" kılıcını kullanmayı amaçlıyordu.

    Söz konusu "demokrasi ihracı teorisi"yle paralel olarak bir "Büyük Ortadoğu Projesi" gündeme geldi. Projenin ismi zihinlerde bir bölgesel işbirliği ve dayanışma ön yargısını oluşturdu. Tabii işin içinde ABD ve İsrail'in olması İsrail merkezli bir işbirliği şüphesini de doğuruyordu. Fakat gerçekte proje müşahhas olarak bir şey ortaya koymanın ötesinde Ortadoğu'nun içinde bulunduğu durumun genel değerlendirmesini yaparak bölgeyi siyasal açıdan yeniden yapılandırmaktan söz ediyordu. Yani bir "Büyük Ortadoğu" doğurma amacına yönelik işbirliğinden, bölgesel dayanışmadan değil Ortadoğu'nun çerçevesini geniş tutan bir yeniden yapılanmadan söz ediliyordu. Tabii işin temelinde yine İsrail'i onaylatma ve onun gerçekleştirdiği işgale meşruiyet kazandırma amacı vardı. Fakat böyle bir yeniden yapılanma ihtiyacı öncelikle bölgede demokrasinin oturmamış olması, bölge ülkelerinin büyük çoğunluğunda gerçek anlamda bir demokrasinin hâkim olmaması gerekçesine dayandırılıyordu. İleri sürülen gerekçe gerçekten haklı bir gerekçeydi. Fakat emperyalizm söz konusu projeyle birlikte gündeme getirdiği iddia ve amacında kesinlikle samimi değildi. Samimiyetsizliğini ise çok geçmeden gelişmelere paralel olarak gayet net bir şekilde gördük.

    Emperyalizm Güney Amerika'da karşı karşıya kaldığı demokrasi sınavından sonra bugün de Ortadoğu'da önemli ve zorlayıcı bir demokrasi sınavıyla karşı karşıya kalmıştır. Bolivya'da sol, Filistin'de İslâmî hareket önemli bir zafer kazandı. Bu iki zaferin ortak yönleri her ikisinde de emperyalizm karşıtı tavrın öne çıkmasıdır. Emperyalizm her iki olayda da, haklarını arayan halklar tarafından istenmediğini görmüştür. Görünüşte demokrasi havarisi kesilen emperyalist güçler bu iki zaferin her ikisinde de iddialarında ne kadar samimiyetsiz olduklarını açıkça göstermişlerdir.

    Emperyalizmin demokrasisi sadece kendi çıkarlarına hizmet eden demokrasidir. Dolayısıyla çağdaş sömürgeci güçler gerçekte birer demokrasi sahtekârıdırlar. Onların bu konudaki söylemlerine kesinlikle itibar etmemek gerekir.

    İsrail'in Gazze'den çıkarılması bir cephe zaferiydi. Bugün demokrasi meydanında da halk, direnişten, işgale karşı durulmasından yana bir tercihte bulunmuştur. Fakat emperyalizm şantaj araçlarını kullanarak halkın tercihinin pratiğe yansımasını önlemek istemekte, seçimi kazananların halkın kendilerine verdiği hakları kullanabilmeleri için siyonist işgali meşru saymalarını şart koşmaktadır. Oysa bu hakları onlara emperyalist güçler değil kendi halkları verdi. Dolayısıyla halklarının istekleri ve kendilerinin seçim öncesinde ortaya koydukları programları doğrultusunda kullanmaları zorunludur.

    Emperyalizmin HAMAS'ı silah bırakmaya zorlarken işgalci siyonistleri yeni silahlarla ve askeri teçhizatla desteklediğini görüyoruz. Almanya başbakanı Angela Merkel'in son İsrail ziyareti esnasında bu ülkenin Savunma bakanı yardımcısı Peter Eickenboom da İsrail'e iki adet modern denizaltı vereceklerini bildirdi. Üstelik yapılan açıklamaya göre bu iki denizaltının normal fiyatının 1 milyar euro olmasına rağmen Almanya İsrail'den üçte birini yani sadece 333 milyon euro isteyecekmiş. Peter Eickenboom, Almanya'nın İsrail'in varlık hakkıyla ilgili sorumluluğunu yerine getirmek için söz konusu denizaltıları verdiğini iddia etti.

    İsrail'in varlık hakkı Batı emperyalizmi için son derece önem arz ederken Filistin halkının varlık hakkı hiçbir anlam ifade etmiyor. Dolayısıyla Filistinlilerin silahlarını kendi topraklarında, bu topraklardaki işgalin son bulması için kullandıklarını, saldırıya uğrayanların, yurtlarından çıkarılanların, hakları gasp edilenlerin onlar olduklarını, kundaktaki bebeklerinin bile işgalciler tarafından öldürüldüğünü nazarı dikkate almayıp saldırıya uğrayanı silah bırakmaya zorluyor, saldıranı yeni ve modern silahlarla destekliyorlar. İşgalcinin işgaline son vermesi, kavganın asıl sebebinin ortadan kalkması için ise hiçbir baskıya başvurmuyorlar.

    Emperyalizmin ne olduğunu, çağdaş emperyalist güçlerin nasıl bir şey olduklarını daha fazla tanımaya gerek var mı acaba?

    İrtibatlı Yazılar

  • Filistin Seçimleri
  • Filistin Seçimleri ve Hamas'ın Başarısı
  • HAMAS'ın Seçim Zaferi
  • Filistin'de HAMAS Zaferi
  • Filistin'de Yeni Dönem
  • Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    • 21/3/2006 - Amerikan Vahşeti Devam Ediyor!

    Amerikan Vahşeti Devam Ediyor!
    Çarşamba, 15 Şubat 2006 19:50
    ImageDünya çapında büyük skandal yaratan Ebu Garib'teki işkence görüntülerine yenileri eklendi, Avustralya devlet televizyonu SBS yeni rezalet fotoğrafları yayınladı.

    ABD, SBS'e görüntüleri yayınlamaması için baskı yaptı ancak amacına ulaşamadı.

     Hafta sonu İngiliz News of the World gazetesinin yayınladığı 'çocuklara dayak' görüntülerinden sonra bu kez skandalı Avustralya devlet televizyonu SBS patlattı.
          2003 yılında çekilen ancak ilk kez gün ışığına çıkan fotoğraf ve görüntüler, ABD ordusuna Irak'taki tepkiyi yeniden tırmandırabilecek nitelikte.
          Irak'taki Ebu Garib Cezaevi'nde işkenceyi gösteren ve çoğu ilk kez kamuoyunun önüne gelen fotoğrafları Avustralya'nın SBS televizyonu yayınladı.
          Avustralya televizyonuna göre Ebu Garib'te bazı cesetler de var.
         
         AMERİKA ENGELLEMEYE ÇALIŞTI AMA...

          Söz konusu fotoğrafların gizli kalmasına çabalayan Amerikan hükümeti, Amerikan Sivil Hakları Sendikası’yla mahkemelik olmuştu. Mahkemenin delil olarak elinde tuttuğu fotoğraflara, mahkeme kararıyla Amerikan karşıtlığını artıracağı gerekçesiyle yayın yasağı getirilmişti.
          2004 yılında yayımlanan fotoğrafların benzeri olan fotoğraflarda yer alan 7 Amerikalı asker, işkence yaptıkları gerekçesiyle çeşitli cezalara mahkum edilmişti. Programın yapımcısı Mike Carey şu ana kadar neden fotoğrafların diğer basın yayın organlarında yayınlamağına ilişkin olarak, "Bu fotoğraflar bize sızdırıldı" dedi.
         
         KENDİLERİ DE ŞOK OLDU!

          Bu fotoğraflar, Amerikan Kongresi’nde özel bir gösterimle gösterilen ve sadece bir kısmı Amerikan basınında yer alan fotoğraflara dahil.
          Yayımlanmamış başka fotoğrafların, ABD’nin önde gelen sivil toplum örgütlerinden ACLU tarafından ele geçirildiğini, ancak hükümetin yayımlanmasının engellenmesi için çağrıda bulunduğunu belirten SBS, kendisinin bu fotoğrafları nasıl ele geçirdiği konusunda ise bilgi vermedi, bununla birlikte bu fotoğrafları gören Kongre üyelerinin "şoke olduğunu" belirtti.

    İŞTE ŞOK EDEN FOTOĞRAFLAR

    Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    islam kardeşliği

    Bağlantılar

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Arkadaşlarım
    e-posta
    Blog RSS
    islam kardeşliği
    rize

    Arkadaşlar

    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
    Son Sayfa |